tarlasera
tarlasera SATIN AL
Kapat

13.9.2019

Hilton Oteli’nin önünde tarım!

hilton-oteli-nin-onunde-tarim1.jpg

1960’lı yıllarda İstanbul’da yalnızca Silivri ya da Çatalca’da değil, en kozmopolit ilçelerinde de tarımsal üretimin nefesi duyulabiliyordu. Şişli’deki meşhur Hilton Oteli’nin çevresinde bile!

Sıra sıra apartmanlar, tarihi yapılar, oteller, iş hanları, dar sokaklar, geniş caddeler, yoğun bir trafik ve insan kalabalığı. Tıpkı İstanbul’un diğer büyük ilçeleri gibi Şişli de büyük bir metropolün merkezine özgü pek çok özelliği içinde barındırıyor.

Ancak bugün ekonomik ve sosyal yaşamın kalbinin attığı diğer İstanbul ilçeleri gibi Şişli’de de bir zamanlar tarımsal üretimin nefes alıp verişleri duyuluyordu. Üstelik çok da yakın bir zamana kadar!

Yukarıdaki fotoğraf bundan yaklaşık 55-60 yıl önce, 1960’lı yılların başında çekilmiş. Önde tarımın en geleneksel araçlarından olan karasabanla tarlasını süren bir üretici var. Arkada ise 1955 açılan ve Türkiye’nin ilk 5 yıldızlı oteli olan Hilton İstanbul görülüyor.

Çevresi bahçe ve arazilerle doluydu

İnşa edildiği tarihte Hilton Oteli’nin çevresi bugünkü gibi yüksek ve yoğun yapılarla değil tarım yapılan ya da bahçe niteliğindeki arazilerle kaplıydı. Aslında otelin buraya inşa edilmesinin bir nedeni buydu, çünkü otelden görülen manzara yalnızca İstanbul boğazını değil, şehrin çok geniş bir kısmını kapsıyordu.

Hilton Oteli, İstanbul’un kozmopolit bir şehir olma sürecinin sembollerinden biri. Ve aynı süreci yaşayan pek çok şehirde olduğu gibi İstanbul da bünyesindeki tarımsal zenginliği bu dönüşüme feda etmek zorunda kaldı.

hilton-oteli-nin-onunde-tarim3.jpg

Büyük şehirler kimlik kaybını telafi etme peşinde

Öte yandan dünyanın en büyük metropollerinde, yaşanan bu kimlik kaybı telafi edilmeye, şehir yaşamıyla bitkisel üretim yeniden buluşturulmaya çalışıyor. 1960 yılından bu yana bostanlık alanlarının yüzde 60’ını yapılaşmaya kaybeden Londra’da yapılan çalışmalar bunun en iyi örneği.

Ancak tüm bunlar olurken, İstanbul artık kentleşme sürecinin doğal getirilerini de aşarak son kalan doğal ve tarımsal güzellikleri de hızla kaybetme yolunda ilerliyor. Yakın zamanda Yedikule bostanlarında yaşananlar ya da kuzey ormanlarının akıbeti bunu kanıtlamaya yetiyor.

Yeni bir kentsel tarım anlayışı gerekli

Hilton Oteli ile tarımsal üretimi tek bir karede birleştiren ve çok da uzak olmayan bir tarihe ait bu fotoğraf, kentsel yaşam ile bitkisel üretimin birbirine karşıt olmak zorunda olmadığının bir kanıtı gibi. İstanbul’un hem geleneksel kimliğini yaşatacak hem de metropol kimliğini zenginleştirecek bir kentsel tarım anlayışına bugün her zamankinden çok ihtiyaç var.


Yorumlar
    Bu yazı için henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.
Yorum Yaz

Yorumunuz Gönderildi

E-Bülten

Başka yerde bulamayacağınız tarım ve kültür haberlerini düzenli olarak almak için aşağıdaki kutucuğa e-posta adresinizi yazın ve gönder butonuna tıklayın; tarlasera e-bülten adresinize gelsin!

En Çok Okunanlar

Kırmızı ıspanak geçmişi geri getirebilir mi?

Kırmızı ıspanak geçmişi geri getirebilir mi?

Bundan yaklaşık bir asır önce ıspanak adeta bir “gıda efsanesi”ydi. Öyle ki çocukların en sevdiği yiyecekler arasında dondurmadan hemen sonra geliyordu! 2006’daki E. coli salgını sonrası büyük bir düşüş yaşayan ıspanak pazarı bugünlerde yeni bir maceraya hazırlanıyor.

Limon üreticileri yollara döküldü!

Limon üreticileri yollara döküldü!

Limonda ihracat yasağına tepki gösteren üreticiler D-400 karayolunu trafiğe kapatarak sorunun acilen çözülmesini talep etti.

Kara mürvere dair efsane ve gerçekler

Kara mürvere dair efsane ve gerçekler

Koronavirüs korkusu vitamin ağırlıklı tarım ürünlerine olan ilgiyi arttırdı. Hakkında çok sayıda yanlış bilginin de dolaştığı kara mürver bunların başında geliyor.

tarlasera Mayıs sayısı çıktı!

tarlasera Mayıs sayısı çıktı!

Kapak Konusu sayfalarını Covid-19 sürecinde üreticilerin taleplerine ayıran tarlasera, Koruma&Besleme ekini de okurlarıyla buluşturuyor.

Tarımsız bir Rönesans mümkün mü?

Tarımsız bir Rönesans mümkün mü?

Sokaklarda yeniden özgürce dolaşacağımız, sevdiklerimize yeniden doya doya sarılacağımız günler mutlaka gelecek. Peki o günler geldiğinde, yüzümüzü geleceğe çevirdiğimize ne göreceğiz?