
Küresel kenevir pazarının 2030’a kadar her yıl yüzde 14 büyümesi bekleniyor. Türkiye doğal üretim potansiyeliyle dikkat çekse de henüz işleme kapasitesi ve sanayi entegrasyonu açısından bu büyümeye tam olarak karşılık veremiyor.
Küresel endüstriyel kenevir pazarı 2025 yılı itibariyle 7,8 milyar dolar hacme ulaşmış durumda. Sektör araştırmaları, pazarın 2030’a kadar her yıl ortalama yüzde 14 büyüyerek 15 milyar dolar bandını aşacağını öngörüyor.
Bu büyümenin temel itici gücü, Avrupa Birliği’nin 2030 Yeşil Sanayi hedefleri kapsamında yenilenebilir lif kullanımını zorunlu hale getirecek düzenlemeleri. Peki Türkiye’de durum ne?
Kenevirde potansiyel yüksek, üretim düşük
Mevcut küresel dinamik, Türkiye’yi doğrudan etkileyen ekonomik bir fırsat penceresi açıyor. Çünkü Avrupa, kenevir lifi tüketiminde son beş yılda yüzde 35’e yakın bir artış yaşarken, aynı dönemde üretim kapasitesi yalnızca yüzde 12 büyüdü. Arz–talep dengesindeki bu açık, AB dışındaki yakın coğrafyalar için yapısal bir tedarik rolü yaratıyor. Türkiye hem coğrafi yakınlığı hem de potansiyel üretim kapasitesi nedeniyle bu açığın doğal adaylarından biri.
Türkiye’nin mevcut durumu ise veriler üzerinden okunduğunda daha net bir tablo ortaya çıkıyor. Resmi kayıtlara göre Türkiye’de kontrollü kenevir ekim alanı 2020–2025 arasında yaklaşık yüzde 300 artış gösterdi; ancak toplam üretim hâlâ Avrupa ülkelerine kıyasla düşük bir seviyede. Türkiye’nin yıllık lif üretim kapasitesi, bölgesel potansiyelin sadece yüzde 15–20’si kadar kullanılabiliyor. Lif işleme tesislerinin toplam kapasitesi ise AB’nin ortalama tek bir ülkesinin altyapısının dahi gerisinde bulunuyor.

İşleme kapasitesi ve sanayi entegrasyonu zayıf
Uluslararası pazarda büyümenin yönü incelendiğinde, kenevir lifinden ziyade biyokompozit malzemelerin yüzde 20’nin üzerinde bir yıllık büyüme hızına sahip olduğu görülüyor. Bu alan özellikle otomotiv, beyaz eşya, yapı malzemeleri ve sürdürülebilir ambalaj sektörlerinde hızla genişleyen bir kullanım alanı yaratıyor. Türkiye, otomotiv yan sanayisinin yıllık 10 milyar doların üzerinde ihracat yapan güçlü altyapısına sahip olmasına rağmen, kenevir bazlı biyokompozit ürünlerde kapasite henüz laboratuvar ve pilot ölçekten tam anlamıyla sanayi ölçeğine geçebilmiş değil.
Veriler, Türkiye’nin küresel endüstriyel kenevir pazarından pay alabilmesi için çözmesi gereken kritik bir yapısal soruna işaret ediyor: işleme kapasitesi eksikliği. Kenevirin ekonomik değerinin yaklaşık yüzde 70’inin tarımda değil, sanayide oluştuğu biliniyor. Türkiye’de işleme tesislerinin sınırlı olması yüksek potansiyele rağmen düşük katma değerli bir konumda kalmasına yol açıyor.
Endüstriyel kalkınma modeli gerek
Küresel pazarın büyüme verileri Türkiye’ye açık bir mesaj veriyor: Kenevir ekonomisi hızlanıyor ve talep artışı coğrafi olarak Türkiye’nin lehine gelişiyor. Ancak bu büyümeden pay alabilmek için artık ‘ekim alanı artışı’ değil, işlenmiş ürün odaklı endüstriyel kalkınma modeli gerekiyor.