Tarım Dergisi tarlasera
tarlasera dükkan
Kapat

15.4.2013 07:39:20

Luther Burbank'in Alamet-i Farikası

Yeni yıla “Nereden Başlasam?” ve “Nasıl Anlatsam?” başlıklı yazılarla başlamış ve önce modern zamanların en önemli tarım bilimcilerinden Vavilov’un çalışmalarını ve trajedisini anlattıktan sonra bilimi siyasete kurban eden Lişenko ile devam etmiştim. Hatırlayabileceğiniz üzere Vavilov iyi bir tarım eğitiminin yanında çok önemli bir genetik ve sitoloji birikimi edinmiş, dünyanın belli başlı genetik gen kaynaklarını barındıran merkezlerini dolaşarak 250 bin kadar bitki tür ve çeşidi toplamış ve bununla büyük bir gen bankası kurmuştu. O zamanlarda tekrar keşfedilmiş olan Mendel genetiğine inanıyor ve bunu bitki ıslahının temeli olarak görüyordu. Ne yazık ki o günün Sovyet Rusya’sında burjuva bilimi olarak yaftalanan genetik çalışmaları Lişenko’nun önderliğinde Vavilov dahil birçok genetikçinin sonunu getirmiş ve genetik bilimi ders ve araştırma programlarından kaldırılmıştı. Lamarkçı evrim görüşleri ve hiçbir zaman gerçekleşmeyen tarımsal atılım projeleriyle 35 yıl kadar Sovyet Genetik Enstitüsü ve Tarım Bilimleri Akademisi’nin başında kalabilen Lişenko ise bilim tarihine kara bir sayfa olarak geçmişti. Bu defa ikisinin arasında bir yere oturtabileceğimiz bitki ıslahçılarının belki de en meşhuru olan Luther Burbank’ten bahsedeceğim. Aşağıda detaylı olarak görebileceğiniz üzere Burbank genetik biliminden, istatistikten filan pek anlamıyordu, Lamarkçı evrime daha yakın duruyordu ama yaptığı bitki ıslah çalışmaları ve geliştirdiği çeşitlerle ABD’de bir efsane olmuş ve Vavilov dahil birçok kişinin takdirini kazanmıştır. Şimdiye kadar Luther Burbank’in adını hiç duymamış olma olasılığınız McDonalds’da Russet Burbank parmak patatesi yemiş olma olasılığınızdan daha fazla olduğu için yine kısa bir hayat hikayesi ile başlayalım. Tüm dünyaya yayılan ün Luther Burbank 7 Mart 1849 yılında ABD’nin kuzeydoğusunda Lancaster isimli küçük bir kasabaya yakın bir çiftlikte, 15 çocuklu bir ailenin 13 numarası olarak dünyaya gelir. İlkokul eğitiminden öte eğitim alması mümkün olmaz ve bahçıvanlığa başlar; zaten ailesiyle beraber çiftlikte yetiştiğinden kendisine en yakın meslek budur. Babasının ölümüyle miras kalan parayla aldığı 70 dekarlık bir arazide diğer üreticilerden daha erkenci ürün elde etmesinin sağlayacağı avantajı fark eder. Bu konuda çalışmaları çeşitli ürünler arasında tatlı mısır ve patates üzerinedir. Mısırda başarılı olamaz; ama Burbank ismini verdiği patates farklıdır. Bu çeşidi 150 dolara satmayı başarır; yaşı henüz 26’dır. O yıllarda Kaliforniya’daki ‘Altına Akın’ başlamıştır. Ağabeylerinin ardından Luther Burbank de arazisini satıp cebinde 600 dolar ve annesinin hazırladığı sepet dolusu yolluk ile trene biner. Dokuz günlük tren yolculuğunun ardından 1875 Ekim ayı sonlarında Kaliforniya’ya gelir. Bavulunda, kendisini derinden etkileyen Darwin’in “The Variations of Animals and Plants under Domestication” adlı kitabı, üzerinde çalıştığı bazı tohumları, 10 adet Burbank patates yumrusunu birlikte getirmiştir. İki ağabeyinin yerleşmiş olduğu okyanus kıyıları Burbank için uygun değildir; iç kesimlerdeki Santa Rosa iklim ve toprak itibariyle yapacağı çalışmalar için adeta biçilmiş kaftandır. Burada 16 dekarlık bir arazi alıp hemen bir sera ve araştırma alanı tesis eder. Daha sonra yakınlardaki bir kasabada üretim için 73 dekar arazi daha alacaktır. Burbank büyük bir gayretle bitki ıslah çalışmalarına başlar. Kaliforniya ikliminin ılıman özelliği yıl boyu çalışmalarını aksatmadan sürdürmesine imkan tanımaktadır. Patatesin yanında sebze, meyve türleriyle süs bitkileri ıslah çalışmalarının ağırlığını oluşturmaktadır. Burbank patatesinin yeni bir varyasyonunu Russet Burbank adıyla piyasaya sürer. Russet Burbank kısa sürede Kaliforniya’nın ve ABD’nin bir numaralı patates çeşidi oluverir; bu halen birçok yeni patates çeşidinin ıslah edilerek piyasaya sürülmesine rağmen ABD ve Kanada’da en yaygın yetiştirilen patates çeşidi olmaya devam etmektedir. Ardından geliştirdiği erik, şeftali, böğürtlen çeşitlerinin yanında Shasta gibi iri çiçekli papatya ve diğer süs bitkileri kısa sürede Burbank’in ününün Kaliforniya sınırlarını aşarak tüm Amerika’ya hatta dünyaya yayılmasına neden olur. Bir bahçıvanın bu kadar ünlenmesi tarihte pek görülen bir şey değildir. Başta genetikçiler ve Tarım Bakanlığı yetkilileri Burbank’in yaptığı çalışmalara kuşkuyla yaklaşıyorlardı. Hatta Burbank’in çalışmalarına 1906’dan itibaren yılda 10 bin dolar destek veren Carnegie Enstitüsü, 5 yılın sonunda desteğini keser. Zira Burbank’in ıslah çalışmalarının genetik temellerini ve elde ettiği gelişmeleri rapor etmeyle görevlendirdiği meşhur genetikçi George Shull, tüm çabalarına rağmen bunu gerçekleştiremez. Anlaşılan o ki ne Burbank, Shull’un genetik derslerinden ve sorularından hoşlanmıştır ne de Shull, Burbank’in kendine mahsus ama Mendel genetiğini zerre kadar dikkate almayan garip melezleme ve ardından sıkı seleksiyon çabalarından. Tabii burada herkes gibi sizin de aklınıza takılacak soru, genetikten ve istatistikten anlamayan bir bahçıvanın böyle fazla sayıda bitki çeşidini nasıl geliştirmiş olabileceğidir. Burbank’in geliştirdiği meyve çeşitlerinin sayısı 200’ün üzerindedir; 1914-1915 yılları arasında yayımlanan 12 ciltlik katalogda, 40 yıllık çalışma sonucunda 100 binin üzerindeki melezleme ve seleksiyon çalışması ile ortaya çıkan bin 500 kadar resim herkesi etkilemiş ancak bilimsel açıdan sorular henüz yanıtlanmamıştır. “Bir ıslah sanatçısı” Yukarıda belirttiğim üzere sadece ABD’de değil dünya çapında üne kavuşan Burbank’in bahçesini ziyaret eden hayranları arasında başta elektrik ampulü olmak üzere pek çok elektrikli alet icat eden Thomas Edison, Henry Ford gibi girişimci işadamları ve Hugo de Vries ve Vavilov gibi ünlü genetikçiler de bulunmaktadır. Dilerseniz bundan sonraki bölümde genetik uğruna canından olan Vavilov’un Luther Burbank’in ölümünün ardından yazdığı gözlem ve düşüncelerine bir göz atalım.[i] “19. yüzyılın son yarısı ile 20. yüzyılın ilk çeyreğinde hiç kimse yeni bitki çeşitlerinin geliştirilmesinde coğrafi kaynakların ve seleksiyon çalışmalarının önemi konusunda halkın dikkatini çekmede Burbank kadar başarılı olamamıştır. Onunla 1921 yılının sonbaharında tanışma imkanı buldum. Kaliforniya’nın Santa Rosa kasabasında küçük bir çitle çevrili adeta bir cennet bahçesindeki bitkiler anlayanlar için kutsal bir öneme sahipti. Mütevazı evinin ve sokağa bakan ofisinin girişinde “Bay Burbank başkent Washington’daki bürokratlardan daha az meşgul değildir; onun için özür dileyerek insanların ziyaretleriyle kendisini rahatsız etmemelerini rica eder” yazısını görmezden gelen ziyaretçilerin karşısına sekreteri çıkar ve Burbank’in çok meşgul olduğunu ya da ziyareti kısa tutmalarını söylerdi. Bu konuda daha Washington’dayken çeşitli uyarılar almış olmama rağmen ziyaret talebim Burbank tarafından nezaketle karşılandı ve kendisiyle saatlerce görüşme imkanı buldum. İçeri girenler kendilerini peri masallarını andıran bir bahçede bulurlar; kocaman dikensiz kaktüslerin üzerinde çok lezzetli meyveler, her tür ve çeşitten rengârenk süs bitkileri, inanılmaz sayıda çok çeşit meyveler, hibrit azmanlığını sergileyen ulu ceviz ağaçları, az rastlanan mısır tipleri, her türlü güller ve papatyalar bu canlı müzenin sanat eserleri gibi gözler önüne serilmiştir. Sonbahar mevsimi bile bu renkleri solduramamıştır. Güzel bahçe dünyanın her gelişmiş ülkesinde görülebilir. Ancak Burbank’in bahçesinin özelliği burada insanın gözüne çarpan her şeyin kendine özgü bir yaratıcılığın sonucu olmasıdır. Bu bahçedeki her şey bitki ıslahçısının sanat eseri şeklinde ortaya çıkmıştır. Yaratmış olduğu çiçekleri arasında fotoğrafını çekerken, bu yaşlı adamın sanatçı yüzü bende sanki bir canlı peri masalındaymışım hissi uyandırmıştı. Şimdi peri masalını bırakıp gerçekleri ele alalım. Bu müthiş ıslahçının gerçekleştirmiş olduğu başarıların, geliştirdiği bitkilerini ve entelektüel birikiminin bir envanterini yapmak gerçekten çok zor. Bu entelektüel birikimini arkasında sanırım dünyanın hemen her yerinden getirtilmiş bulunan bitki materyali üzerinde yapmış olduğu seleksiyon, çeşitler, türler ve hatta akraba olmayan türler arasında yapmış olduğu binlerce melezleme çalışması ve geliştirdiği çoğaltma yöntemleri bulunuyor. Öncelikle, doğuştan gelen özü ve sözü bir olan kişiliğinin yanında tutkuyla dünyanın dört bir köşesinden gelen bitkileri gözlemleyip özelliklerini tespit edebilmiş olması müthiş bir avantaj. Bunun Washington’daki yöneticiler tarafından kabul edilip gereğinin yapılmasıyla Tarım Bakanlığı’na bağlı bir Bitki Endüstrisi Bürosu oluşturulmuş ve böylece ABD ve Kanada’nın tarımsal biyoçeşitliliği akıl almaz şekilde değişmiştir. İkinci temel ise normalde vejetatif çoğalan bitkilerin tohumlarını toplayarak bundan yeni bireyler üretmeyi öngörmesidir. Bu şekilde melezlemelerle bu daha da gelişmiş ve rekombinasyon sonucu çıkan çeşitler bu kez klonal olarak çoğaltılarak meyvecilikte yeni bir çığır açılmıştır. Bunun ilk örneği olan Russet Burbank, Amerikan halkının refahını yükseltmede büyük katkı sağlamıştır. Üçüncüsü ise cesur ve inatçı bir şekilde türler arası melezlemeleri kullanması, bunlardan elde edilen bireyler kısır olsa dahi tohumla çoğaltılan tarla bitkilerine uygulanamayacak bu yöntem klonal çoğaltılan meyve çeşitlerinde çok başarılı olmuştur. Burada, sezgileri son derece kuvvetli olan bu dâhi ıslahçı, Amerikalılara özgü kıvrak zekasıyla bunu çabucak görmüş ve büyük bir avantaja dönüştürmüştür. 12 ciltten oluşan kitabının 5 cildi sadece sert çekirdekli meyvelerden eriğe ayrılmıştır. Buradaki renkli resimlerden bu ıslah sanatçısının elindeki hamuru şekillendiren bir sanatçı veya mimar gibi erik çeşitlerine nasıl yeni özellikler kazandırdığını görmek mümkün. Yabani çeşitlerle kültür çeşitlerini melezleyip iri meyveler, farklı renkler, hatta ağaç üzerinde kuruyarak kuru erik veren çeşitler bile geliştirmiştir. Ne yazık ki diğer ciltlerde olduğu gibi bu ciltte de görselliğin ötesinde bilimsel veriler bulunmuyor. Ziyaretçiler “Bu seleksiyon işini nasıl başarıyorsun?” diye sorduklarında aldıkları yanıt; “Önce ortaya bir hedef koyarsınız, daha sonra da bu hedefi gerçekleştirmek peşinden koşarsınız.” Diğerlerinden daha da sezgisel olanı, Burbank’in ormancılıkta hibrit azmanlığını görmüş olmasıdır. Bununla beraber, kendisine orman ağaçlarıyla ilgili teklifi yaşlı olduğunu öne sürerek kabul etmemiş ve yerine daha genç birisini önermiştir. Ziyaretimizde, yaşlandığı için istirahat eden ve birikimlerini değerlendiren bir adam yerine 70’in üzerinde olmasına rağmen hala bilfiil ıslah üzerinde çalışan biriyle karşılaşmak bizi çok şaşırttı. Washington’da Burbank’in para hırsına dair dedikodular duymuştuk. Ancak, onu bizzat tanıyınca ve biraz araştırınca bunun doğru olmadığını gördük. Her insan gibi onun da hataları olmuştur. Ama burada asıl sorun sanırım onun temel bilimlerden yoksun olarak bir sanatçı ruhuyla elde etmiş olduğu başarıların, bilim adamlarını ve özellikle de genetikçileri pek memnun etmemesidir.” Bitki Patent Kanunu Luther Burbank, 11 Nisan 1926’da Santa Rosa’da hayata veda eder ve çalışmalarını yaptığı seranın yanı başına gömülür. Ardında bugün bile yaygın olarak yetiştirilen birçok sebze, meyve ve süs bitkisi bırakmıştır. Hayatta iken başaramadığı şey ise ölümünden 4 yıl sonra 1930’da gerçekleşir. Uzun yıllar süren hararetli tartışmaların ardından Amerikan Kongresi Bitki Patent Kanunu’nu kabul eder. Görüşmelerde Burbank’in ölümünden yıllarca önce yazdığı şu mesajın muhalefetin kırılmasında etkili olduğu söylenir:[ii] “Bir adam gidip fare kapanı için patent alabiliyor ya da biri çıkıp garip bir şarkı için hak talep edebiliyor. Ama biri çıkıp da dünyadaki üretimi artıracak ve insanlığa katkıda bulunacak yeni bir erik geliştirirse, bırakın bundan para kazanmayı onun adını bile koyamıyorsunuz. Her ne kadar bitkiler üzerinde yapılan denemeler daha işin yüzeysel bir kısmını oluşturuyor ve gelecekte çok daha önemli atılımlar yapmak mümkün olacaksa da, patent kanunu çıkmadan ne kadar yetenekli ve istekli olursa olsun genç bir adama ‘Sen çık, hayatını ıslah çalışmalarına ada!’ demekte tereddüt ederim.” Özetle, ıslah çalışmalarında temel genetik araştırmalarının, hele günümüzde moleküler ıslah çalışmalarının önemi yadsınamazsa da ıslahta başarılı olmanın birinci şartı belli bir hedefe odaklanmak ve bunu gerçekleştirmek için büyük bir özveriyle çalışmaktır. Her dem övündüğümüz zengin biyoçeşitliliğimizin ekonomik faydaya dönüştürülebilmesi için gerçekçi hedeflerin konulması ve bu hedeflere ulaşabilmek için gerekli koşulların oluşturulması, yetkili mercilerin her gün yeni projelerle ortaya çıkmasından daha verimli sonuçlar doğuracaktır.



[i] Crow, J. F., (2001) Plant Breeding Giants: Burbank, the Artist; Vavilov, the Scientist. Genetics 158 (1391-1395)
[ii] Dreyer, P., (1985) A Gardner Touched With Genius: The Life of Luther Burbank. UC Press, Berkley
Sayfa ilk kez okundu.

En çok okunan makaleler

Yorumlar
    Bu yazı için henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.
Yorum Yaz

Yorumunuz Gönderildi